Paranormal Activity - Oren Peli

Paranormal Activity - Oren Peli

İnsanoğlunun en mahrem mekânında, bilincin ortadan kattığı anlara dair bir korku filmi çekmek zekice bir fikirdir. Bunu sadece insana dair değil herhangi bir doğa belgeselinde görsek bile geriliyorken(uykudaki geyiklere saldıran kaplanlar vs.); bir korku filminde karşımıza çıkınca etkinliği kat be kat artıyor normal olarak. Ama bu yeni bir şey değil. The Exorcist, The Haunting gibi korku başyapıtlarının seyirci üzerindeki etkilerinin dayandığı temel güç şeytan-cin gibi doğaüstü güçlerin etkileyiciliğini kullanmanın ötesinde; o doğaüstü güçleri insanın en korumasız olduğu mekanda, yani yatak odalarında ve zamanda, yani uyku anlarında ortaya çıkarmanın verdiği rahatsızlıktır aslında. Paranormal Activity de bu rahatsızlığı, gerçeklik algısını arttıran son dönemin moda tekniği amatör kamera ile birleştirince, yeni bir Blair Cadısı vakasıyla karşılaşmamız kaçınılmaz oldu.

Cannibal Holocaust, Blair Witch, [rec] ve uyarlaması Quarantine, Cloverfield, Diary Of The Dead ve son olarak da Paranormal Activity. Amatör kamera görüntülerinin yarattığı gerçeklik algısıyla beslenen bu korku sineması örnekleri önceden mockumentary başlığı altında alınırdı fakat başlı başına bir tür haline geldiler. Özellikle son üç yılda bu isimsiz türün her sene bir tane örneği yoğun bir ağızdan ağza pazarlama(WOMM) eşliğinde patlıyor, gişeyi hallaç pamuğu gibi atıyor, çoğunlukla düşük bütçesinin kat be kat üstünde kar elde edip kenara çekiliyor. Spielberg’ün(Dreamworks’un) keşfettikten sonra elden geçirip fragmanına kadar [rec] ile aynı pazarlama tekniklerini kullandığı Paranormal Activity ise bunun son örneği.

Paranormal Activity, inşa ettiği bu korku temelinin üzerine kurulan film ise bu gücü kullanmaktan son derece aciz. Yönetmen Oren Peli bu temel üzerine sıradan bir yapı inşa ediyor, Spielberg de “Ucuza kotarılan bağımsız korku filmi” imajının filmin sıradanlığını ne denli kapatacağının farkında. Filmde tek bir efekt olmamasını anlayabiliyoruz fakat, gerçekçilik üzerine kurulmuş bir filmin gerçekçilikten uzak bir çok olayı ardı ardına sıralayıp, (çok) benzer sahneler eşliğinde bizden 100 dakika boyunca o görüntülere bağlı kalmamızı istemesini pek anlayamıyoruz(veya anlayamıyorum)

Bunun yanında filmin erkek karakteri Micah’ın olayı cin(demon)’e kafa tutmaya, bir erkeklik mücadelesine çevirmeye başlaması ve kameranın fallik obje haline gelmesi var ki, Micah’ın kamerayı bu kadar çok kullanmasını ve ona tutkuyla bağlanmasını açıklıyor evet. Bu konuda bir sorun görmüyorum zaten. Hatta gayet sevdiğim [rec], Cloverfield gibi filmlerdeki kameranın elden düşmemesinin temellendirilmelerine nazaran daha açıklayıcı bir metin. Ama bu temel filme kategori atlatmıyor. Zeten basitçe “sevgilisine hava atmak için hayalete, katile vs. kafa tutmak” şeklinde özetleyebileceğimiz durum herhangi bir Amerikan korku sineması karakterinde rahatlıkla görebileceğimiz bir durum ve bu çok da derinlemesine incelenmiş değil.

Bu tür sinemanın son dönemdeki en büyük patlamalarını gerçekleştiren Cloverfield ve [rec] bu tarzın gerçekçiliğinden besleseler de aslında bu gerçekliğin yalan olduğunu seyirciye hissettiren filmlerdi. Bu yüzden de daha özgür hareket edebilmişler, filmi başka yönden güçlendirebilecek bir korku şovuna rahatlıkla girmişlerdi. Şok sahneler eşliğinde seyirciyi bir taraftan diğerine fırlatan bu filmler; kafasında soru işareti kalmadan seyirciye yeteri kadar korkutmayı başarmış bir şekilde sinemadan göndermiş veya ekran başından kaldırmıştı. Fakat Paranormal Activity, Blair Witch The Project’in yolundan gitmeyi tercih ediyor şok sahnelere pek bulaşmadan, basit bir korku ortamı yaratarak ve başta bahsettiğim temelin (mahrem mekânlarda korumasız anlarda ortaya çıkan korku öğeleri) güçlülüğüne sırtını yaslayarak filmi bitiriyor. Blair Witch The Project Türkiye’de ilk gösterime girdiğinde NTV’deki Beyaz Perde programında Tuna Erdem yaklaşık olarak şöyle demişti: “Amerikalıların bu filmi izlerken doğruluğuna inandıkları görüntüler vardı. Bu da onları korkutuyordu. Biz şimdi bu filmde gösterilenlerin hiçbir gerçekliğinin olmadığını biliyoruz. Bu film bizim için ne ifade edebilir?”(Hatırladığım kadarıyla aktarıyorum. Yaklaşık olarak kurulan bir cümle) Tam olarak katılmasam da hem Blair Witch The Project’in hem de Paranormal Activity’nin gerçekliğine inancımızdan kendimizi sıyırdığımız vakit filmden çok şey gidiyor. Karakterlerin içinde bulunduğu durumun gücü(ki iki film için de önemli korkuyu arttıran önemli bir faktör) bir anda yok oluveriyor. Bunun yanında bu gerçekçiliğin yarattığı hava ve atmosfer Blair Witch The Project’de yenilikçiyken artık taklitten öte bir yanı yok. Bu hissiyatı birebir on yıl önce yaşadık, üstüne bir şey eklemeden tekrarlamak sinema açısından anlamsız.

Bu filme salt bir şekilde pazarlamadan, satış başarısından ibaret demek belki biraz haksızlık olabilir(ki sinemadan ilk çıktığımda benim de düşüncem bu yöndeydi). Ama pazarlamanın bu filmin geldiği noktadaki rolü es geçilemez. Yönetmen ve senaristi Oren Peli hem filmin, hem de kendisinin bir balon olup olmadığını ileride yapacakları ve bu filmin geleceğe ne kadar kalacağı gösterecektir sanırım. “Ucuza kotarılan” film olması Paranormal Activity’nin bağımsızlığı mı, yoksa bu sıradanlığa bir kalkan mı? Sanırım bugün kestirmek zor.

29 Ocak 2010 Cuma

4 Comments:

canarino giallo said...

insanların anlık boşluklarından yararlanarak irkilten filmler bu durumu defalarca yapınca haz ettirmiyorlar kendilerinden.

Korku-Gerilim dediğin uzun uzadıya germeli ama fazla irkiltmemeli.

SirEvo said...

Anlık boşluk mu? :)

Film baştan sona geriyor insanı. Zaten bu tarz Blair Cadısı, Rec, Cloverfield gibi filmleri sevdiğimden, her sene 1 tane çekilse izleyebilirim.
Paranormal'i de çok sevdim. Gerile gerile izledik gecenin köründe.
Anlık hareketler yerine önce olayın detaylarını anlatıp, ardından yatak sahneleriyle mest ettiler.
2. si de gelecek ama bilmem ki ne olur... :)

http://cineshoot.blogspot.com/2009/11/blair-cads-3-ve-el-kamerasnn-kaymag.html

Travis said...

film iyi de, blogun site dediğin kısmında Sigara Yanıkları'nın olmaması iyi değil:)

Mehmet Okan said...

uzun zamandır ilgilenmiyordum, hemen eksiğimizi gideriyoruz efendim :)

 
Sinema Dedigin... - Wordpress Themes is proudly powered by WordPress and themed by Mukkamu Templates Novo Blogger